İŞTE BENİM ASOSYAL DÜNYAMIN DİĞER UNSURLARI

http://www.facebook.com/Volkangucluerr



27 Ağustos 2012 Pazartesi

Doğmamış Çocuğa Mektup

          Sen henüz başlangıcın bile başındasın evlat... Dünyaya gelmek her ne kadar senin elinde olmasa da milyonlarca sperm içinden birinci gelmekte senin maharetin olsa gerek. Sen bütün saflığınla, kirlenmemiş duygularınla, masumiyetin yegane göstergesi olarak dünyaya geleceksin. Dünyaya geldiğinde sana duyduğum endişeyi yıllar sonra anlam verip, bana hak vereceksin. Senin göre göre, yaşaya yaşaya tecrübelenmeni isterdim ama bu fırsatı hayat sana sunmuyor evlat. Elimden geldiğince sana nasihatler vereceğim; kulağını aç ve beni iyi dinle. Bak şimdi kolaylık olsun diye kronolojik olarak yazacağım beni mazur gör evlat, kafa bu karışıyor.
  • Emeklemeden yürünmüyor evlat; ağlayacak, zırlayacak yeri gelecek acıkacak, yeri gelecek susayacaksın ama bunları sürekli ağlayarak, mızmızlanarak dile getireceksin.
  • Yavaş yavaş ilk adımları atacaksın her ayağa kalktığında bir kez daha düşeceksin. Her düştüğünde de ben sevineceğim evlat sanma ki düştüğün için, yılmadan tekrar ayağa kalktığın için...
  • Yıllar geçecek kendini, anneni, beni tanıyacak; birçok şeye aklın erecek evlat. Bu evredeki tek derdin oyuncakların olacak. Sevin buna ilerde bu günleri mumla arayacak, özlem duyacaksın ama elden bir şey gelmeyeceği için de üzüleceksin. Üzülme evlat ben yanındayım.
  • Mahallede özgürce koşacak, arkadaşlar edineceksin. Artık kolların, bacakların yara bere içinde olacak buna da mızmızlanma tamam mı? Bizde o yollardan geçtik.
  • Yaşın artık tamamdır haydi okullu olmaya hazır mısın? Sana birçok şey alacam, her şeyi istediğinden. Sonra seni okula göndereceğim ve okul maceran burada başlayacak.
  • İlkokul en hızlı geçen dönemdir evlat... Değişik oyunların,maceraların olacak. Bir bakmışsın ilkokul bitiyor sonra mezuniyetin olacak ve baloya gideceksin yeni bir dönem başlıyor: Lise...
  • Ergenliğe adım atacaksın. Vücudunda anlam veremediğin değişiklikler olacak, hormonların çalışmaya başlayacak ama sen bu işten çıkamayacaksın, bocalayacaksın. Üzülme evlat ben hep yanında olacağım; bu dönemin de birlikte üstesinden geleceğiz.
  • Lisede ilk defa kalbin çarpacak, deliler gibi birini seveceksin. Ondan karşılık alacaksın veya alamayacaksın ama bunun senin için hiçbir önemi olmayacak.
  • Sistemin seni zorlamasına yenik düşüp, daha çocukluğunu bile yaşayamadan boyun kadar çantayla seni dershanelere göndereceğim evlat. Burada bana kızdığını biliyorum ama elden gelen bir şey yok. Böyle emrettiler, bizde yapıyoruz.
  • Yıllarca sana hayatında bir daha hiçbir yerde karşılaşmayacağın, anlamsız ve bir o kadar da gereksiz konular öğretecekler; düzene sövecek, lanet okuyacaksın. Benden de bir küfür gelecek düzene şaşırdın demi? Şaşırma bende karşıyım düzene ve yanındayım. Sende bitmek bilmeyen "eğitim işçisi" olarak kalacaksın.
  • Gün gelecek 2-3 saat gibi kısıtlı bir saatte oturma organından terler aka aka sınava girecek, yıllarca at gibi koşmanın meyvesini toplayacaksın. Ver elini üniversite...
  • Üniversite de artık benden araba isteyeceksin, başına buyruk davranıp, ayrı eve çıkmak isteyeceksin. Belki başka şehir kazanacaksın. Artık büyüdün evlat, senin her şeyin en doğrusunu yapacağından eminim artık!
  • Üniversiteyi sorunsuzca bitirdin, süreç bununla da bitmiyor. Bir sonraki aşama: İş arayacaksın. Bazen sen işi beğenmeyeceksin, bazen de onlar seni. Ama eninde sonunda iş sahibi olacaksın.
  • Doğru insanı bulacaksın bu sürede de ve onunla evlilik planı kuracaksın. Mutlu olacaksın ve çocukların olacak. Bana torun zevkini yaşatacak, beni çok mutlu edeceksin.
Evlat bu kötülüğü sana yapamam bunları da demek zorundayım. Hayat bu kadar da sanıldığı kadar tozpembe değil! Bir de bıçağın diğer soğuk ve keskin taraflarından da bahsetmek zorundayım. Haydi sana kıyak yapıyorum, bunları dinlerken bir kulağını kapatmakta özgürsün. Bak bunları sıralamayacağım, çünkü ne zaman karşına çıkacağını kestiremem.
  • Dost bildiklerin; beraber gülüp, beraber ağladığın bütün sırlarını bir çırpıda dile getirdiğin insanlar gün gelecek arkandan vuracak. "Bundan zarar gelmez" dediklerin başı çekecek ve seni çok zor duruma düşürecek.
  • Adaletli bir dünyaya gelmeyeceksin evlat... Hiç kimseden sana adaletli davranmasını bekleme... Çünkü bu iğrenç yeryüzünde başka kurallar geçerli... Zenginin ve arkası kalın olanın borusu ötüyor, diğer insanlar sadece piyon olarak kalıyor.
  • Bazı anlar gelecek. Kendini kalabalıkların yalnızı olarak bulacaksın. Üzülme evlat yalnız kalmak bazen kafa dinlemek için ideal bir ortam, bazı şeylerin muhakemesini yapmak için vazgeçilmez bir şans.
  • Uğruna ölürüm dediğin kişi sana yüz vermeyecek, aşk acısı yaşayacaksın. Uğruna şiirler yazıp, şarkılar besteleyeceksin ama nafile o senin yüzüne baka baka başka insanları öpecek, başka insanlarla evlilik hayalleri kuracak.
  • Masum çocuklar katledilecek. Bazen bu duruma kahrolacaksın, bazen de sitem edeceksin ama elinden bir şey gelmediği içinde üzüleceksin. Kulakların duya duya bombalar patlayacak, gözlerin göre göre şehit haberi alacaksın. Unutma evlat ilk önceliğin vatanın, milletin olsun bunlar her şeyden önce gelir.
  • İnsanlar senin bildiğin insanlar değil evlat. Onlar başka evrenden gelmişler yarın bir gün denyonun tekiyle evleneceksin. Ailede şiddetin başkahramanı olacaksın, kahraman dediğime bakma ezilen tarafta olacaksın. 
  • Senin temel değerlerini bazı insanlar dillerine dolayacak evlat... Bu durumdan prim almaya çalışacaklar. Demirbaş özelliklerin, duyguların, var oluş nedenlerini bazıları istismar edecek; sakın onlara göz açtırma. 
  • Hayat ne yazık ki toz pembe değil evlat... Çoğu zaman hayattan tokat yiyeceksin, bir çelme de hayat atacak ama endişelenme her düştüğünde biraz daha akıllanacak, her hatandan ders çıkaracaksın.
  • Tekdüze olmaya zorlanacaksın, senin farklılıkların, senin düşüncelerin bir takım insanlar tarafından asimile edilmeye çalışılacak. Unutma evlat! Sen bir klon değilsin, farklı olduğun için var oluyorsun.
  • Yıllarca x'in y'nin peşinde koşacaksın sırf eve ekmek götürmek için. Sana "endoplazmik retikulumun görevini, solucanın kalbini, periyodik tabloyu" ezberletecekler niye? Sadece daha ön sıralara geçmek için. Her şeyi ezberleyip, bir ay sonra unutacaksın. Ekmek kavgası bu kadar zor işte evlat.
  • Seni her gün güzel rüyalara iten o masum dediğin çocuk masalları bile(!) kirli evlat bunu söylemek en acısı ama ne yazık ki doğru. "Kırmızı başlıklı kız" masalı sanıldığı gibi değil tilki yemiyor aslında; o masalın gerçeği tilki kıza tecavüz ediyor. Alice harikalar diyarında filan değil çirkin olayların içinde evlat, bu duruma zorlanıyor.
  • Bazıları sırça köşklerde yaşarken, tek bildikleri para harcamak olan aptal burjuvalar varken bazıları da yalın ayakla sokakta dolaşacak evlat hepsini görüp, tanık olacaksın.
  • Sen sen ol kimse için yaşama. İnsanlarımız aynadaki görünenden ziyade başkalarıyla haşır neşir olmaktan çok mutlular evlat. Sen dört dörtlük bile olsan sana da bir yanlış yazacaklardır emin ol, bu yüzden de kimseyi umursama. Hayat senin hayatın...
  • En son olarak da sadece işi gücü gazetelerin ikinci sayfalarını süsleyen insanlar olan insanlardan sakın olma evlat. Unutma ki bir sonraki sayfa içler acısı üçüncü sayfa insanları bu yurdun insanları...Asıl dert, sıkıntı, üzüntü onlarda. Asıl vahşet onlarda. Onlardan ders çıkar evlat...
Söyleyeceklerim bu kadar evlat hayat ikinci saydıklarımı değil de hep ilk saydıklarımı yaşatsın sana. Her günün güneşin aydınlığı kadar parlak olsun, gecenin karanlığı yüzünü hiçbir zaman kapatmasın. Seni seviyorum....



 

14 Ağustos 2012 Salı

Unutulmaya Yüz Tutanlar-II

 
resim 1:Aşti'de yaşayan evsiz insanlar


          Ayrılıkların,kavuşmaların,salya sümüğün egemen olduğu yegane yerlerden biridir Aşti...

     "Nereye abi, nereye?, yardımcı olalım abi?" diyen çığırtkanların hakim olduğu ses cümbüşüne tanık olduğumuz bir yer: Aşti... Her geçtiğimiz günle birlikte globalleşen dünyada ve bu durumdan pay alan küreselleşme yolunda küçük ve bir o kadarda emin adımlar atan yurdumuzda, uzaklıkları yakınlaştıran, bu küçük dünyayı köyleştiren yerin sahibi: Aşti... Birbirinden farklı insanların, farklı hayatlarını(zengin-fakir ayrımı yapmadan), farklı yaşayış biçimlerini ve bu insanların anılarını(sevinçleri,mutlulukları,ayrılıkları,kavuşmaları) içinde barındıran bir yer: Aşti...

     İnsanların gözünü hırs bürümüş. "Herşeye ben sahip oluyum, herşey benim olsun" diye düşünen, aitlik düşüncesi içeren beyinlere sahip insanlar... İnsanoğlu aza kanaat etmiyor. Bu dünyanın fakirleşmesindeki asıl neden: Zenginleri ve durumu iyi olanları doyuramamak, yoksa fakirlerin bir şey dediği yok, bir talepleri de yok. Zenginlikleriyle hava atmayı seven gösteriş budalaları olan insanlar ve yaşamın kıyısında yaşayan, kimsenin yaşadığından bile haberi olmayan unutulan insanlar. İkisi de aynı ülkenin vatandaşı ama gel gör ki durum bundan ibaret değil. Aynı gökyüzünü paylaşmaları ortak olan tek şey, ama bu da karın doyurmuyor. Zenginin köpeği, kedisi bile özel mamalar yiyip, sütler içerken; fakirin çocuğu yemek bulamayıp, her gece aç yatarken bana adaletten bahsetmeyin. Burası yalan dünya...

     Hiç düşündünüz mü? Hastalıklı olarak gördüğünüz, yanına bile yaklaşmadığınız o insanlar da bu ülkenin vatandaşı. Ötekileştirme, farklılaştırma bizim işimiz şüphesiz. Sokakta, okulda, yolda, mahallede kısaca heryerde görüyoruz çünkü onlarda bir insan en önemlisi de bu toprakların insanı. Bazı insanların onları aşağıladığını, küçük gördüğünü çok kez tanık oldum. Resimde gördüğünüz insanlar sadece milyonda biri. Bu insanları da hayata bağlasak, onlara ev, iş versek doğru olmaz mı? Bunu akıl etmek akıllarına gelmiyor ya da göz ardı ediyorlar sanırım. Onların bileceği iş... Farkındalık önemlidir ve ben de bu farkındalığı göz önüne koymak için bu yazıyı ele alıyorum.

     Yeri geldiğinde söyleyeyim. Birtakım insanların yardım yapmasını, yardım kampanyaları filan başlatmasından ötürü çok mutlu oluyorum. Ama bu çalışmaları şov yaparcasına insanların gözüne sokmalarından hiç hoşnut değilim. Diplomatik insanların ve sanatçıların yardıma muhtaç ülkelere yaptıkları yere göğe sığdırılmayan şov hareketlerine, reklam kokan konuşmalarına sinir oluyorum. Yardım yapman doğru, iyi bir hareket ama yaptığın reklam insanların gözünde yaptığın iyiliği düşürüyor ey yardımsever insanlar. Bunu bilin!

17 Haziran 2012 Pazar

".......Türk denir."

      
          Bazen öle birşey oluyor ki buda olur mu ya diyorsun işte o anda Türklüğümden kaynaklanan birşeyler olduğunu düşünüyorum.Bize özgü hareketler:

-En acıklı şarkılarda bile hobaa diye ayağa kalkıp dans eden,kendini kaybeden canlı türüne;
-Otobüslerde yaşlı teyzelere,amcalara yer vermemek için uyuyor numarası yapan canlı türüne;
-Toplu taşıma araçlarında sıcaktan herkes yerlere yapışır,buharlaşma seviyesine gider camları açarsın haliyle ama orda teyzenin teki gelir camı kapattırır işte bu canlı türüne;
-Yabancı bir insana adres söylerken sanki karşısındaki sağırmışcasına bağıran canlı türüne;
-Su tesisatı,tamir gibi bu tür işlerde kendine rakip tanımayan canlı türüne;
-Evin her noktasına özellikle görülen(Tv üstü,dolap rafları,sehpa üstleri) heryere dantel koyan canlı türüne;


-Yoğurt kaplarını saksı olarak kullanan canlı türüne;



-Yolda karşıdan karşıya geçen bir yaya gördüğünde arabasını daha da hızlandıran canlı türüne;
-Bir dakikası diğerine benzemeyen,heran ne yapcağı bilinmeyen canlı türüne;
-Tozlanmış bir araba gördüğünde mutlaka üzerine gidip "Beni yıka." yazan canlı türüne;
-Hesap makinesinden yazılar yazmaya çalışan canlı türüne;(Ben denedim leblebi yazılıyor :) )
-Hemen iki sohbet sonrasında can ciğer kuzu sarması olan canlı türüne;
-Gördüğü her kağıdı kullanan,üzerine yazılar yazan,şekiller çizen canlı türüne;(paranın üzerine alınacaklar listesi yapanı bile gördüm. )
-Trafikte daha yeşil yanmadan,sarıyı gördükten sonra -daat,daaaat korna çalan,sabırsız canlı türüne;


-Ev telefonunu aradıktan sonra "nerdesin" diye soru soran canlı türüne;


-Kapıyı çaldıktan sonra gelen “Kim o?” sorusuna “Ben” diyerek cevap veren canlı türüne;
-Öğretmen soru sormasın diye dersi dinliyormuş gibi yapan canlı türüne;
-Ambulansın arkasına takılıp,yolda uyanıklık yapan canlı türüne;
-Herhangi bir elektronik cihaz çalışmadığında veya bozulduğunda ona vurarak tamir etmeye çalışan canlı türüne;
-Canlı yayınlarda sunucuların "70 milyon bizi izliyor" yalanını söyleyen canlı türüne;
-Google'da kendi ismini aratan,Google Earth'de kendi evini bulmaya çalışan canlı türüne;
-Bulmacalardaki ünlülere ben,sakal,bıyık çizen canlı türüne;


-Yadırgamayı,dalga geçmeyi,evren benim,kainatı ben yarattım düşüncesi olan canlı türüne;
-Yemek yerken tadına bile bakmadan "ben tuzlu severim." deyip tuzu yemeğe bocalayan canlı türüne;
-Fotoğraflara bakıp,onları öpen canlı türüne;
-Sunucuların televizyonlarda kokulu öpücük,sevgi kucağı gibi zımpırtılar yapan canlı türüne;
-Çizik cd'leri hohlayıp,silip onları çalışır hale getirmeye çalışan canlı türüne;
-Tonla para verip lüks bir araba alıp,ondan sonrada arabaya tüp taktıran canlı türüne;
-Pikniğe gittikten sonra gölge bir yere arabayı park eden canlı türüne;
-İç çamaşırlarıyla denize giren canlı türüne;
-Kulağı anahtar,örgü şişi,bilimum küçük parçalarla karıştıran canlı türüne;
-Millet sıra beklerken araya kaynak yapmaya çalışan canlı türüne;
-Arabaya fazladan insan dolduran canlı türüne;
-Adres bilmediği halde kim sorsa mutlaka bir adres bilgisine sahip olan canlı türüne;
-Eve misafir geldiğinde yere yatak yapıp,herkesi yatırmaya çalışan canlı türüne;
-Üst geçit varken,kısa yoldan yürümeye çalışan canlı türüne;


-Yaz sıcaklarından bunaldığı için süs havuzların giren canlı türüne;
-Şarkının tamamını bilmediği halde,bildiği kısımdan sonrasını uydurup kendince tamamlamaya çalışan calı türüne;
-Misafirliğe gittiğinde "aa sen doymadın,o kadarla doyulur mu" diyip gelen misafirin zaafiyet geçirmesine sebep olan canlı türüne;


         TÜRK denir.İşte bu yüzden türklüğümden gurur duyuyorum.Aaa evet evet bende bunu yapıyorum,nerden düşündün ya bunu deyişini taaa buradan duyuyorum.Haksız mıyım?

16 Haziran 2012 Cumartesi

"Oniomaniac"laştıramadıklarımızdan mısınız?

Alışveriş mi MALışveriş mi?
          Herkeste bir alışveriş çılgınlığı almış başını gidiyor.Zaman zaman bu iş çığırından çıkıyor.İnsan alışverişin bir unsuru,kapitalist akımın birer alt unsuru,uşağı oluyor.O günü,bu günü,şu günü diye diye uydurulan birçok zımpırtı gün ve tek kutlama aracı olanda alışveriş.Evrenin insanlara karşı "Al,al,para harca,para saç,kullan,gerekmese de yedekte bulundur,kullan at" gibi tepkileri empoze ede ede insanlar kendini alışveriş hastası olarak görmekte ve bu kişilendirilmiş empoze duyguya farklı kılıflar uydurmaktalar.Bu "harcama" sapkınlığı diğer yönlere de kaymakta bununla birlikte bütün kaynakları tüketmeye doğru gitmekte ve de tüketim çılgınlığına dönüşmekte ne yazık ki...

           Düşünelim şimdi bir alışveriş mağazasına gittik.İnsanı uyutan,uyuşturan son ses bir müzik,arkanızdan koşarak gelen,sizi takip eden ve bir şeyler satmaya çalışan sistemin uşakları olan mağaza görevlileri,milyon parlaklık gücünde ürünleri adeta bir ilah gibi gösteren aydınlatmalar,binlerce bankaya ait pos cihazları ve bunların insanı "cezbeden" kaçırılmayacak teklifleri,insanın gözünü yoran,gözlere hitap eden allı pullu mağaza renkleri,ha bir de kasa yanlarına koyulan en abuk sabuk küçük eşyalar,çeşit çeşit bölmelendirilmiş raflar...İşte bunlar gibi niceleri

          İşin bide vatandaşa pazarlama,reklam bölümü var ki o da konumuz gibi ironik.Dünyaca ünlü mankenler,günümüzde çok konuşulan dizilerin oyuncuları olur genelde reklam oyuncuları.Ajanslar bunlara bir kamyon dolusu para yığarlar önlerine sonradan da kıytırık anaokulu çocuğu seviyesinde malca bir reklam ondan sonra da hoooop bütün kanallarda yirmi dakikada bir döndür dur.Bir kere reklamlarda inandırıcı hiçbir unsur yok aynı zamanda verilen bir mesaj da yok.Ya zaten vatandaş reklama reklam gözüyle bakmıyor ki oynayan adama/kadına bakıyor.Reklamda kim oynuyorsa o önemli için.Ajanslarda bunu bildiği için içerikten çok,dış görünüşe,gözlere hitap ediyor.

15 Nisan 2012 Pazar

Unutulmaya yüz tutanlar...

                    Hepimiz küçüktük,hep özlemle andığımız;eski günlere dönmek istediğimiz çocukluk yıllarımız vardı.O eski mahalle kültürünün son üyeleriydik.Bir nevi mahalle çocuğuyduk son üyeleri olsakta...Bunu mutlulukla söylebilirim ki iyiki o kuşağın mensubuydum.Günün ilk ışıklarıyla sokağa çıkar,yaşıtımız olan insanlarla zaman geçirirdik.Daha o yaşlardan kast sisteminin küçük bir üyesiymişiz.7-10 yaş grubu bizdik bizden bi kast büyük 12-15 yaş grubu vardı onlar bizim gözümüzde büyüttüğümüz,küçük abiler/ablalarımızdı sadece şimdi düşünüyorum da pek de bi yararları dokunmazmış bize, 15-18 yaş grubu da mahalle güvenliğinden sorumluydu.Küçük bir koloniydik adeta.Top peşinde koştuğumuz mahalle maçlarımız,heryerimizi morartana kadar bindiğimiz küçük çaplı yarış yaptığımız patenlerimiz,kimsenin bulmaması için adeta yerin dibine girdiğimiz veya göğe çıktığımız saklambaçlarımız,hemencecik bitsin diye hızlı saydığımız ve herkesi yakalamak için uğraştığımız ebe-sobelerimiz,renk renk desen desen alabildiğince çok,küçük toplarımız nam-ı diğer misketlerimiz,hepimizin karne hediyesi (hepimiz olmasa da benim öyleydi :D) çocukluğumuzun sevdası,vazgeçilmezimiz olan bisikletlerimiz,etrafta olmayan rengi seçip vumaya çalıştığımız istoplarımız,gruplara ayrıldığımız var gücümüzle rakibi vurmaya çalıştığımız yakantoplarımız,bakkalı zengin ettiğimiz hergün onlarca aldığımız futbolcu kartlarımız ve daha niceleri...


 Günümüzde;
                   Teknolojiye kurban verilmiş,üreticilikten yoksun,çocukluğunu yaşamayan bilgisayar başında vakit geçiren,tv kahramanlarıyla kendisini bütünleştirmiş küçük klonlanmış koyun sürüleri,çocukluk adına hiç bir beklentimin olmadığı "teknoloji gençliği ve çocukluğu" Evet onlarda haksız değil aslında bizim imkanlarımız onlarda yok.Yeşil alan kıtlığı yaşanıyor ve çocuk parkları bile çok az yalana gerek yok ne az'ı hatta yok bile! İnsanların yeşili yoket,betonlaştırma yarışından en çok zarar gören canlı grubu:çocuklar.Evlere hapsedilmiş çocuklar onlar.

                   Haydi çocuklar çıkın dışarı,hayat dışarda,sokaklarda.Gidin alabildiğince çocukluğunuzu yaşayın,Kapalı alanlara tıkılmayın.Özgür olun.

1 Nisan 2012 Pazar

Bir copy mi?

-Ali abi şunlardan arkalı önlü fotokopi çeker misin?
-Kaç tane 1 copy mi?
-Neeey naaaasıl lan sen türksün ya copy demek de neyin nesi! Adam gibi türkçesini söylesene be adam! Özentiliğe ne gerek var? Burada vah vah Türkçe elden gidiyor diye dert yanıyor değilim zaten şu da var bir kelimeyle Türkçe bozulacaksa varsın bozulsun ya öyle bir bozulmanın yaşanacağını da düşünmüyorum.Asıl ele almak istediğim konu:özentilik.Kişiliği oturmamış insan hep başkası olmak ister;çünkü kendindeki cevheri keşfedemeyecek kadar kördür.Hep farklı olmak ister ama bunu kendi olanakları doğrultusunda gerçekleştirir sonuç olarak ya başarır süper olur ya da eline yüzüne bulaştırır rezil olur.Bu ikilemde kendini kaybetmiş bir sürü insan var ama çoğu ne yazık ki eline yüzüne bulaştırıyor ve gülünecek bir hale geliyor,bir nevi asimile oluyorlar.

              Geçen kızılayda yürüyorum.Yanımdan 3-4 ergen geçti.Sırtlarında kendilerinden büyük,ağır bir çanta ve anlam karmaşasına sebep olan görünüşleri...Tam anlam veremediğim çorba olmuş zihinler,kıyafetler,konuşma tarzları...Bu böyle sürer,gider.Tam liseye geçme çağları,ortaokulun sonlarına doğru özentiliğin doruk yaptığı yıllardır;çünkü her çocuk bir kimlik arayışına girer ve her gördüğünü ve her duyduğunu benimsemekte hiç çekinmez.Hepsi her yaptığı onun için mübahtır ne yapsa başarılı olacağı düşüncesi içindedir.İçinde bulunduğu büyük kaosun ne olduğunu,ne olacağını bilmeyen bir bedevidir o.Kum rüzgarları onu nereye sürüklerse o da boş boş uçar gider.Bir aralar kızılayda hakim bir hava vardı:"Emo vs. gothic" Tüylü tüllü giyinen kızlar,erkekler,siyah gözleriyle dolaşan maltepe pazarından aldığı sahte 1 karışlık kemerlerle giyinen çingene kızlar filan cidden çok komiklerdi ya...Özenti olunur da bu kadar da olunmazdı cidden.Ben emo ve/veya gothic şarkıcı dinlerim ayrıca onları hakkında bilgimde vardır.Bilen açısından bakıldığında onlar çok komik durumdalar çünkü bu akımı çıkaran bu rezil özentileri gördüğünde nerden çıkardım ben bunları deyip,üzülmüş kahrolmuşlardır. :D Allahtan o süreci az bir sürede atlattık.

             

12 Mart 2012 Pazartesi

Okumak!

Bugün size yeni bitirdiğim kitabımı tanıtacağım.Adı Simyacı.Kitabi soluksuz okudum,kitapta önemli gördüğüm yerlerin altını çizdim ve kitabımı bitirdiğimde bir bakmışım yarısından çoğu çizilmiş gerisini siz düşünün.Kitap her şeyden önce alışıla gelmiş konulardan biraz uzakta ve her noktasında acaba bir sonraki sayfada n'olcak diye düşündüren;rahatça okuyabileceğiniz bir kitap.Şahsen hiç sıkılmadım;insanda merak uyandırıcı ögeleri yerinde ve yeterli kullanmış yazar.Yazar demişken bu mükemmel yapıtın sahibi Paulo Coelho.Kendisi eski bir şarkı yazarı.Bu kitabı çıkarmakla çok akıllılık etmiş.Bu kitabın ilk basım yılı 1988 ve günümüze kadar gelmiş başarısı buradan belli oluyor.

Bu kelimeyi hala da yadırgasam da 'şiddetle' tavsiye ediyorum bu kitabı mutlaka okumalısınız.

11 Mart 2012 Pazar

O gün geldi çattı!

            Bizim oğlan büyüdüde mezun olmuşmuş aaaaa ben mezun oluyorum.(Liseden mezun olalı 2 yıl geçti sadece bir konuya değinmek için yazmak geldi içimden)Hepimiz biraz üzülür,biraz seviniriz mezun olurken;arkadaşlarımızdan ayrılmanın verdiği burukluk,arkadaşlara,hocalara ve okula olan özlem ve bir dönemi bitirip diğer döneme geçişin yaşadığın karışık duygu selinin(!) olduğu bir etkinlik.Yalnız gelelim asıl konuya.

            Az çok bellidir mekan ve zaman/tarih.Gidersin paraya kıyıp otelde balo yaparsın.Kuaföre gider kızlar saçlarını yaptırır,erkekler en güzel kokularını sürer sırf en iyi olmak için neyse yalnız bir yanlışlık var erkekler ve kızlar 'Ben büyüdüm!' mü demeye çalışıyor yoksa zorlandırılıyo mu bilinmez! gidip gidip 20-30 yaşındakilerin bile 'yaşlı kıyafeti' diye giymeceği şeyler giyinip koca koca kadınlar koca koca erkekler olup çıkıyorlar.Kızlar da korkunç kıyafetler,abartı dekolteler;erkekler de tuhaf tuhaf yaşlı başlı insanların giydiği takımları giyip gidiyorlar.Ben mi garibim,yoksa onlar mı karar veremedim.Sen git yaşın gibi ol,o yaşın gerektirdiği gibi davran.Ne bu büyüdüm,dünyaları ben yarattım havaları!

            Aslında başka bir bakış açısı da şu olabilir.Hani hepimizde de bu vardır.Küçükken 'sen daha küçüksün,büyüyünce ....' cümlelerine maruz kalmışızdır.O yüzden de küçükken hemencecik büyümek isteriz bunu da bu şekilde mi göstermeye çalışıyoruz yoksa başka şekilde mi bilmem ama büyüdükçe de bir farkın kalmadığını ve bu farkın yaşanmadığını aksine büyüdüğümüzde ve/veya yaşlandığımızda da küçülmek isteyip 'keşke hiç büyümeseydik' demek ve bu cümleye rastlamakta hiç yabancı olmadığımız bir süreç...Bu tezatlık böyle sürer gider.Konudan biraz çıktık sanırım ama neyse ya düşününce konuyla bağlantı kurulabiliyor.

10 Mart 2012 Cumartesi

Anne ben 'yalancı' oldum

                Aslında bu başlık için baya kafa patlattım.Sonunda da biraz düşündürsün,biraz da marjinal olsun diye böle bişi yazmak istedim.Ne zamandır böle bişi yazmak istiyordum.Vakit sıkıntısından yazıya geçiremedim ama hep aklımda olan bir konuydu.Twitter'da yüzyılın yalanları diye bir gündem oluşmuştu;baya bir ilgimi çekti bende onun üzerine yazıyım dedim bir baktım ki 10-15 tane twit atmışım.Dolayısıyla,bu yazıyı yazmama alt yapı sağladı gündemdeki o yazı.Biraz örnekler vererek konuyu pekiştirip,anlatmak istiyorum.Biraz da konunun çizgisinden dışarı çıkarak...

 TOP 4
  1. Günlük sayfaları başlangıcı:'Sevgili Günlük' bu nedir allah aşkına bu kadar yapmacıklık,bu kadar vıcık vıcıklık mı olur,yalanın en kuyruklusu... Sevgili değil de ne biliyim hey geri,aptal,salak,mal(türlü türlü küfürler senin küfür birikimine göre değişiklik gösterir) de ya kasıntı olmaya ne gerek var?
  2. Hatıra defteri başlangıcı:'Kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim.'Al işte bir yalan daha bu yazıyı yazarken milletin gidip de kalp tomografisini çektirtip de temiz mi,değil mi diye baktırdığına inanmıyorum.İşin şakası da çok saçma ya.Yalan da sınır yoktur tıp alanına bile uzamıştır göründüğü üzere.
  3. Telefon görüşmeleri:'Ben de tam seni arayacaktım.' 'Telefon sessizdi,duymamışım.' 'Görüşürüz.' 'Kontörüm yoktu,sana tekrar dönemedim.' Aslına bakarsak hepimizde bunlara başvuruyoruz,başvurmuyor değiliz.Yalnız 3. yazdığımı biraz da milletten yola çıkarak yazdım kimse de gidip görüşmek için buluşma yeri ve/veya saati almıyor yalnızca prosedür,gelenek diyelim neyse işte :D
  4. Tokalaşmalar:-Merhaba +merhaba -N'aber? +İyi,sen? -bende iyiyim.(içi kan ağlasa da üzücü bir haber alsa da) o iyiyim lafı hiç değişmez ben bir allahın kulununda kötüyüm dediğini görmedim başlıca yalanlardan biri.Herkes pollyanna dimi ama(-,+ kişileri simgeliyor.)

              Bak gördün mü? Aslında hayatın her noktasında farkında olmadan da bir şekilde ister/istemez yalan söylüyoruz.Ha bide şu aşaması var:"pembe yalan"(kendimizi masumlaştırdığımız yalan çeşitleri var; sanırsın ki sütten çıkma ak kaşığız) Her ne kadar ikisinide aynı kategoriye koymasak da yalan 'yalan'dır bence.

8 Mart 2012 Perşembe

Neden ortaya karışık?

Çünkü;
                       Başlangıçta başlık olarak bir mühendisin merdivenleri yazcaktım ondan sonrada sıkıcı olacağını düşündüm.Düşünsenize bütün yazılar bilgisayarla ilgili bi müddet sonra monotonlaşcak ve de kendini tekrar eden sıkıcı döngüler olcak.Bu düşünceden yola çıkarak hayatta karşımıza çıkan,bizi meşgul olduğumuz herşey hakkında yazmak geldi içimden.Neler mi bunlar? Bilgisayar,yazılım,donanım,programlama "nasıl yani?" lafları duyuyorum tabi ki şaka.Edebiyat,sinema,bilgisayar,spor,tv,kültür,oyun,kişisel görüşlerim,gözlemlerim...

İşte anladın mı beni?Bu yüzden adını 'Ortaya karışık' dedim.