İŞTE BENİM ASOSYAL DÜNYAMIN DİĞER UNSURLARI

http://www.facebook.com/Volkangucluerr



7 Temmuz 2014 Pazartesi

Girne Amerikan Üniversitesi ile Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de oku!

Girne Amerikan Üniversitesi, "Kıbrıs’ı Kazan, Kıbrıs ve İngiltere’de Oku" sloganı ile bütünleşen ve yurtdışı kampüsleriyle de öğrencilerine üç farklı kıtada eğitim fırsatı sunan öncü bir üniversite.

Eğitimde mobiliteye verdiği önem ve uluslararasılaşma sürecinin bir göstergesi olarak Girne Amerikan Üniversitesi; İngiltere, ABD ve Hong Kong’dan sonra küresel kampüslerine bir yenisini ekleyerek Türkiye’de İstanbul yerleşkesini hizmete açmıştır. Bu süreçte Girne Amerikan Üniversitesi, öğrencilerine 3 farklı kıtada eğitim imkânı sunmakta ve "Üç Kıta Tek Üniversite" sloganı ile de bir dünya üniversitesi olma noktasında bir hareketlilik içerisinde olduğunu kanıtlamaktadır.

Kazandıkları ÖSYM bursları ile GAÜ’ye yerleşen öğrenciler, Girne Amerikan Üniversitesi’nin yurtdışı yerleşkelerinde aynı burslarla ve ek ücret ödemeden programlarıyla uyumlu dersler yada ELA’da (English Language Academy) İngilizce dil eğitimi alıyor; geri döndüklerinde ise yurtdışında aldıkları dersleri GAÜ programlarındaki ders yükümlülükleri yerine saydırarak eğitimlerine devam edebiliyorlar.

Eğitimde 30 Yıl...

Geçtiğimiz günlerde görkemli bir törenle 30. Onur Yılı’nı kutlayan Girne Amerikan Üniversitesi için bu sene oldukça özel bir yıl. GAÜ, 2014-2015 Akademik Yılında tam 2260 yeni öğrencisine 7 yıl boyunca kesintisiz ÖSYM Bursu verecek.

GAÜ sosyal ağlarda da çok aktif; bu sene tercih dönemi boyunca facebook.com/girneamerican üzerinden tüm kampüsler ve öğrenci hayatı ile ilgili herşeyi paylaşıyorlar ve tüm sorulara resmi sayfa üzerinden cevap veriyorlar. Twitter takipcilerini de unutmamışlar @girneamerican üzerinden en güncel paylaşımları takip edebilirsiniz.

GAÜ, şu anda küresel dünyanın yükselen meslekleri Denizcilik, Havacılık, Sahne Sanatları, Hukuk, İleri Mühendislik Disiplinleri, Güzel Sanatlar, Mimarlık, İç Mimarlık, Uluslararası İşletme, Uluslararası İlişkiler, Psikoloji, Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik, Türkçe Hukuk, Çin Dili ve Edebiyatı, Gastronomi ve Mutfak Sanatları, Sınıf Öğretmenliği, Sağlık Yönetimi, Ergoterapi, Enerji Sistemleri Mühendisliği, Ebelik, İnşaat Mühendisliği ve Sivil Havacılık Ulaştırma İşletmeciliği, Pilotaj gibi programları barındıran; 9 Fakülte, 6 Yüksekokul, 2 Enstitü ve  2 Meslek Yüksekokulu’nda olmak üzere , 69 Lisans 21 Önlisans 48 Yükseklisans ve 17 Doktora programı sunmakta.

GAÜ’den saygın dünya üniversiteleri ile akademik işbirliği ve değişim programları fırsatı!

Girne Amerikan Üniversitesi, kampüsleri ve 200’ü aşkın dünya üniversitesiyle sürdürdüğü öğrenci değişim programları kapsamında, öğrencilerine yaşam boyu hatırlayacakları deneyimlerin kapılarını açmakta.

Uluslararası Denklik ve Tanınma

Girne Amerikan Üniversitesi sağladığı eğitimin kalitesini sürekli olarak geliştirmek için akreditasyonlarını ve üyeliklerini yenilemektedir. GAÜ yerel olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Yükseköğretim Planlama, Denetleme, Akreditasyon ve Koordınasyon Kurulu YÖDAK ve Türkiye Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) tarafından tanınmaktadır. Ayrıca dünyanın bir çok saygın denklik kurullarından akredite olan GAÜ’nün bir çok uluslararası üyeliği de bulunmaktadır.

Girne Amerikan Üniversitesi Eduniversal’ın En İyi Üniversiteler sıralamasında yer almaktadır. Avrupa Birliği Yükseköğretim Sistemi içerisinde üniversite eğitimini denetleyen uluslararası eğitim kuruluşu Eduniversal, 153 ülkeden 12 bin yükseklisans programının incelenmesi ve 100 bin öğrenci ile yaptığı “En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren Üniversiteler” araştırmasının sonuç raporuna göre GAÜ "En İyi Yükseklisans Eğitimi Veren İlk 100 Üniversite" arasında gösterilmektedir.

GAÜ, YÖK onaylı programlarıyla geleceğin pilotlarını yetiştiriyor

4 yıllık Pilotaj eğitimi alan öğrenciler, GAÜ İstanbul Yerleşkesi Uluslararası Havacılık Akademisi’nde similatör ve uçuş derslerini tamamlayarak Pilot olma hakkını kazanıyorlar. GAÜ’nün, uluslararası standartlarda verdiği eğitimle yetiştirdiği öğrenciler, önümüzdeki 20 yılın en gözde mesleklerinden biri olan havacılık sektöründe kolaylıkla iş bulabilecekler.

Kıbrıs, dünyanın en güzel adalarından biri!

Kıbrıs Dünya’nın en güzel adalarındandır ve iklimi sayesinde bir tatil ülkesinde eğitim alma şansınız var, üniversite kampüsü plajlara çok yakın mesafede bulunmakta ve kampüse çok renkli bir yaşam hakim. GAÜ, adanın en turistik sahil kenti olan Girne’de kendisine özel plaj ve uygulamalı 5 yıldızlı oteli ile öğrencilerine eşi benzeri olmayan bir eğitim fırsatı sunmaktadır.

Peki kampüste hayat mı nasıl? Tanıtım filmleri için youtube.com/girneamerican ve vimeo.com/girneamerican

Bir boomads advertorial içeriğidir.

24 Mart 2014 Pazartesi

Size Özel Bir Sigortacınız Olsun İster Miydiniz?

Generali Sigorta’nın reklamlarını bir süredir izliyordum. Önce eğlenceli olması dikkatimi çekti, sonra bir arkadaşım aracı için bildiğim iyi bir sigorta var mı diye sorunca aklıma geldi Generali Ali diye:) Reklamları aklımda kalmış demek ki… Üşenmedim gittim sizin için aradım.

Zorunlu Trafik Sigortası veya kasko için Generali’nin 7/24 Özel Sigorta Danışmanlığı hattı 0850 555 55 55’i veya generali.com.tr den 1 dakikada teklif alabiliyorsunuz. Generali Sigorta müşterisi olmasanız dahi bir kez teklif alırsanız size kişisel sigorta danışmanı atıyorlar. Bilgi alan kişi her aradığında, karşısında aynı danışmanı buluyor. Böylece müşteriler sorunlarını her defasında baştan anlatmak zorunda kalmıyor ve telefonda uzun uzun beklemeden işlerini kolayca halledebiliyor. Bildiğiniz size özel bir sigortacınız oluyor:)

Bu arada Generali 1831 yılında İtalya’da kurulmuş ve 150 yıldır Türkiye’de faaliyet gösteriyormuş. Tüm dünyada 65 milyonu aşkın müşterisi varmış. Bir sigorta şirketi için oldukça güvenilirler yani.

Bugünlerde Zorunlu Trafik Sigortasında %70’e varan indirimleri varmış. Eğer yakın zamanda zorunlu trafik veya kasko sigortası yaptıracaksanız Generali’den teklif almadan yaptırmayın derim. Teklifler kişiye ve arabaya özel yapıldığı için indirimler de kişiden kişiye farklılık gösteriyor. Bu yüzden teklif alırken yaşınız, arabanızın yakıt türü gibi etmenler de önemli oluyor.

Hemen teklif alıp indirim kazanmak isterseniz, 31 Mart’a kadar generali.com.tr yi ziyaret edin.

1 Dakikada Teklif Almak için Tıklayın.

 

Bir boomads advertorial içeriğidir.

30 Temmuz 2013 Salı

Cıs cıs

     Dünyaya gözlerimizi açtığımızdan aylar sonra adımları korkak korkak atıp, emekleye emekleye yürüdüğümüz ve daha hiçbir şeyin farkında olmadığımız günlerde konuşmayı öğretmeye çalışır aileler durmadan, yorulmak bilmeksizin. Bütün aile fertleri kolları sıvayıp, bir misyon edinir, çocuğa türlü türlü oyunlar yaparak konuşturmaya çalışırlar. Konuştuğumuz ilk kelimeyi akıllarına kazırlar, ömrü boyunca unutmazlar. Çocuk da  her geçen gün dillenmeye başlar kelimeler yerini cümlelere bırakır. Mantıklı cümleler kurmaya başlar. Gün gelir, büyür konuşmaya başlar, konuşur da konuşur! Bu sefer de konuşturmak için çabalayanlar susturmak için el birliği yaparlar. İfade ettikçe kendini, varlığını öğrenip, kendini keşfetmeye başladığında konuşmak daha keyifli gelmeye başlar. Susmak çok güzel bir erdemken(büyükler için (!) ) neden bunca emek sarf ettin küçükken bana diye sormak gelmiyor mu size de?

     Aileler birbirlerine kendi çocuklarıyla övünürken(!) çok akıllı uslu olduğunu, sesinin soluğunun çıkmadığını derler(!). Tezatlığa anlam veremiyorum açıkçası. Ailemizin gözüne girmeye çalışma endişemizden dolayı olduk mu 'suskun' bireyler. Konuş arkadaşım konuş, sen düşüncelerini dile getirdiğin için varsın ve bunun için var olacaksın. Konuşmazsan sen, çevrende bulunan herhangi bir eşyadan farkın kalmaz ha masa olmuşsun, ha sandalye. Ne farkın kalır?

     Atalarımız demiş "Söz gümüşse, sükut altındır." diye sen asla altını seçenlerden olma arkadaşım. Altın yatırım için iyidir, bir seçim malzemesi olamaz. Sen gümüş ol, ama yatırımcı olma. Ses ol, düşünce ol, var ol! Madem laf atasözlerinden açıldı. "Ağzına biber sürerim."tabiri vardır hepimizin aşina olduğu. Hani çocukluğumuzun yegane korku diyalogu. Hep bir otokontrol, korkutma ile geçti ömrümüz. Kendimizi frenleye frenleye hayatımızı yaşayamaz olduk. Hiçbir zaman sessizden yana olma. Sesin olmadığı yerde sende yok olursun.

26 Haziran 2013 Çarşamba

Yeni Canavarım : Sony Xperia L

Malum olaylar yüzünden sizlere pek bir şey yazamadım. Ortam biraz da olsa durulmuşken yeni telefonum Xperia L ile tanıştırayım istedim. Şu an çok memnun olduğumdan belki yeni telefon alacaklara bir faydam dokunur.

Pek telefon delisi bir adam olmadığımdan ayda yılda bir (ayda yılda derken 5-6 yılda bir) telefon değiştiririm. Hep de Sony telefonlardan gidiyorum. Bunun nedeni 2003 senesinde aldığım Sony W700i’den çok memnun kalmam ve iPhone gibi piyasa telefonları bir türlü sevememem.

Elime biraz para geçmişken kendime yeni bir telefon alayım istedim. Telefonları incelerken ekmek kadar büyük olan telefonların arasında Xperia L’yi gördüm. Sony olduğundan kan çekiyor bir kere. Nedir bunun özellikleri diye hemen yetkili arkadaşa sordum. 1 GHz Dual-core işlemci (çift çekirdek), 1 gb ram ve benim için en önemlisi bir aktiviteye giderken yanımda fotoğraf makinası taşımama gerek bırakmayacak 8 mp kamera.

Kameranın 8 mp olması dışında ters ışıkta sorunsuz fotoğraflar çekmesi en güzel özelliklerden biri. Misal sevdiceğinizle tatile çıktınız. Birine bizi çeker misiniz diye rica ediyorsunuz. Manzara itibarıyla güneşi arkanıza aldınız ve fotoğrafınızı çektirdiniz. Sonradan baktınız ki sevdiceğiniz ve sizin sıfatınız karanlıktan gözükmüyor. İşte Xperia L burada güneşin fotoğraf üzerindeki hükümdarlığını bitiriyor. Ayrıca ünlü bayan zatlar bikinili pozlarında “Ay ters ışığa yakalanmışım, ondan selülitli çıkmışım” gibi bahanelerini bitiren bir teknoloji bu. Şimdi Hülya Avşar düşünsün!

Telefonun bir diğer özelliği fotoğraf ve video çekerken HDR özelliğinin bulunması. HDR nedir derseniz; fotoğraf çekildiği sırada 3 farklı görüntü kaydedilir. Biri standart görüntü, biri ışığın fazla olduğu alanların engellendiği görüntü, biri de ışığın az olduğu alanların engellendiği görüntü. Bu görüntüler birleştirilerek HDR etkisi oluşturulur. Böylece daha kaliteli fotoğraf ve videolara sahip olursunuz. Bazılarının daha net anlaması için: Megan Fox, Adriana Lima ve Liv Tyler’ın en güzel bölgelerinin bir kadında birleştirildiğini düşünün. :)

Fotoğraf ve video konusunu kapatırken panaromik çekim, fotoğraf efektleri, kırmızı göz engelleme, Youtube diliyle 720p video çekimi gibi özelliklerin yanında, renkleri en doğal haliyle gösteren Mobile Bravia Engine teknolojisi bu telefonda mevcut. Yani bu teknoloji ile fotoğraflarınız ne soluk ne de parlak çıkıyor deyip sizin için Vialand ve evde çektiğim fotoğraflarla sizleri başbaşa bırakıyorum. Hem Ak Gandalf’ım ile tanışmış olursunuz. Fotoğraflardan sonra diğer teknik özellikleri anlatacağım.


ISO’yu manuel olarak ayarlayarak fotoğraflarınızda ışığa duyarlılığı daha etkin bir biçimde kullanabiliyorsunuz.


Ak Gandalf sokağın asayişinde: (Karşı cinsi de kesiyor olabilir)


Ses ve müzik olayına girersek Clear Audio+ teknolojisi ile sesler yüksek seviyede bile oldukça net çıkıyor. Clear Audio’yu açıklamak gerekirse, Mp3 dosyaları sıkıştırılırken oluşan frekans kayıplarını telafi edip, bas seslerini güçlendiren ve yüksek seste parazit oluşumunu engelleyen bir teknoloji. Ne acıdır ki benim evdeki kolonlardan bile daha iyi ve net bir ses söz konusu. Kulaklıkla müzik dinlerken ilk defa bir telefonun sesini kıstım. Dr. Mad diye bir ağabeyimizin hazırladığı zil sesleri de bayağı hoşuma gitti.

Konu tasarıma gelince; Sony hayranlarının beğendiği, ödüllü Arc tasarımı Xperia L ile geri dönmüş. Yay kıvamındaki arka kapak ile ele tam oturuyor. Xperia L hafif bir telefon (137 gram). 4,3 inç ekranı ise ne büyük ne küçük tam kıvamında. Hem sosyal hesaplarda gezerken hem de film izlerken bayağı rahat ediyorsunuz. İnceliği ise 9,7 mm.


Stamina Modu denen şahane özellik ile pilinizi daha ekonomik kullanabiliyorsunuz. “O ne ki?” diyenler için bunu da açıklayayım hemen. Malum akıllı telefonlar boşta olsa bile arkaplanda uygulama çalıştırır ve bu uygulamalar da pil ömrünü kısaltır. İşte Stamina Modu bu uygulamalara “Siz bir durun bakalım” diyor. Aynı şekilde Wi-Fi ve veri trafiği de devreden çıkarılıyor. Ama gelen aramaları, metin mesajlarını yine alabiliyorsunuz.

En güzel özelliği de hangi uygulamadan bildirim gelsin hangisinden gelmesin diye tek tek seçebiliyorsunuz. Misal telefon boştayken Facebook’tan ve Twitter’dan bildirim gelsin ama Vine, Instagram’dan bildirim gelmesin şeklinde ayarlama yapabiliyorsunuz.


Biraz da NFC sisteminden bahsetmek istiyorum. NFC sistemini kısaca özetlemek gerekirse; tek tuşla akıllı TV, NFC özellikli telefonlar ve bilgisayarlara tek tuşla içerik göndermenize yarıyor. Benim gibi üşengeç ve kablo fobisi olan adamlar için şahane bir olay. Örnek olarak; NFC özellikli bir telefonunuzu yine bu teknolojiye sahip olan diğer bir telefon veya tablete dokundurarak anında veri transferi yapabiliyorsunuz. Görsellerinizi ve videolarınızı daha büyük görmek isterseniz anında televizyonunuzda görüntüleyebiliyorsunuz. Ayrıca bu teknoloji ile kablosuz hoparlör veya kablosuz kulaklık aracılığıyla müzik dinleyebiliyorsunuz.

Olayı daha iyi kavrayabilmeniz için bu videoyu izleyebilirsiniz: 


Son olarak aksesuarlardan da bahsedip yazımı noktalayayım. Gerçi alıp deneyemedim ama kablosuz NFC sistemli kulaklıkta (kulak içi olan) gözüm var. Yine aynı sisteme sahip kablosuz hoparlörü de alıp piknikte veya bir festivalde faydalanabilirim sanırım. Okullu yeğenlerim bunu alıp kantinde son ses açıp zalımlık yapabilir misal :)

Ayrıca Box.com içeriklerinizi yedeklemek için sizlere 50 GB alan veriyor. Böylece içeriklerinize, yanlışlıkla alayını silme, telefonun çalınması gibi zevaller geldiğinde, ister pc olsun ister başka telefon olsun yedeklerinize anında Box.com hesabınız ile ulaşabiliyorsunuz. Eğer örneklerdeki olayları yaşadığınızda içeriklerinizin üstüne bir bardak soğuk su içmek istemiyorsanız kullanın derim.

Teknoloji bloggerı diliyle konuşmak gerekirse fiyat/performansı şahane bir telefon. Hem fotoğrafı iyi çeksin hem sesi şahane olsun hem hızlı bir telefon olsun hemi de keseme göre olsun diyorsanız Xperia L’yi tavsiye ederim.

Haydi sevgiler, saygılar.

Bu içerik blog.cezmikalorifer.com tarafından hazırlanmıştır.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

12 Nisan 2013 Cuma

Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet

Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.

Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.

Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.

Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.


 Bir bumads advertorial içeriğidir.

 

4 Mart 2013 Pazartesi

Havaalanındaki Kanun Kaçağı: NIVEA'dan yılın şakası!

Bugüne kadar yaptığınız en ağır şaka neydi?

Şöyle bir düşününce, hepimizin şaka yaparken ipin ucunu kaçırdığı anlar olmuştur. Yine de hiç birimiz bu kadar ileri giderken eğlenceli kalmayı başaramamışızdır. NIVEA yeni ürünü Stress Protect deodorant için öyle bir şaka yapmış ki, kurbanlar adeta soğuk soğuk terlemiş!

Bir yolcu havaalanında uçağını beklerken kanun kaçağı olduğuna dair haberler, ilanlar ve anonslarla karşılaşır. Birkaç dakikada etrafını saran stresle “Ne yapacağım?” diye düşünürken oturduğu yerden terlemeye başlar. İşte burada polisler hiç beklenmedik şekilde devreye girer:

 
Çok kısa sürede 5 milyondan fazla izlenen Stres Testi adındaki bu viral reklamı görünce, TV’deki şaka programlarının Stres Testi yanında sönük kaldığını söylemek mümkün!


Bir bumads advertorial içeriğidir.

25 Ocak 2013 Cuma

Maymunum Olur Musun?

https://www.youtube.com/watch?v=E7NiyjQOH08

     Linkte görmüş olduğunuz videodan esinlenerek bu yazıyı yazmaya karar verdim. İlham kaynağım olan bu videoya ve videoyu hazırlayanlara teşekkür eder, saygılarımı sunarım.

     Şaşalı yaşamlar, göz kamaştırıcı hayat standartları, maddiyatın maneviyata egemen olduğu düşünce tabuları insanların hep özendiği, olmak istediği şeylerin başında gelmektedir. Haksız da değil hani. Kim istemez ki ünlü olmayı, insanlarımız da demez mi hem " bu devirde ya popçu olcan, ya topçu" diye eğer ki futbola kabiliyeti yoksa bir insanın üzgünüm ki elimizde tek bir seçenek kalıyor: popçu olmak. Bu yüzden de bir ara şarkı, türkü yarışmaları patlamıştı. Sesi iyi ve kötü fark etmeksizin, eline mikrofonu alan soluğu yarışmanın olacağı yerde alıyordu. Jüriye kendini beğendirmeye çalışan, sırf o jürinin karşısına geçmek için bile saatlerce bekleyen izdihamsı insan kalabalıkları vardı. Jüriden evet oyunu alamayanların da jüriyle olan o güzelim kavgalarını izlemek yarışmanın magazini gibi birşeydi. Evet oyunu alanlar da bir sonraki elemeye, bir sonraki diye diye sayısız eleme sonucu terler akıta akıta İstanbul'a gitmeye hak kazanıyordu. Neyse, yarışma ismini Popstar yapmanında cezbedici bir tarafı da yadsınamaz bir gerçek. Sen gitmişsin yarışmaya 'popçu olmak' için sonra sana star sıfatını da yaftalıyorlar ohoo duyan hemen kendini Kaf dağı etrafında görmeye başlıyor. 3-4 sezon popstar çılgınlığı devam etti, sonrada bu çılgınlık popstar alaturka olarak devam etti popun yerini türkü aldı ama popstar olma hayali insanların aklından hiç bir zaman gitmedi. Yarışmanın birden parlayıp, sonrada unutulanlar kutusuna attığımız medyazedeleri popstar'dan Reyhan, Bayhan, Tarık, Barış, Firdevs ve bu furyaya katılmış sayısız koyun, belki bende bir gün ünlü olursam diye gelen onlarca sefil...

     Bizim insanımız yaratıcıdır, durmaz yerinde hep yeni şeyler üretir. Bu zeka ürününün doruk noktası denilebilecek televizyon fenomeni yarışmalar yapıldı. Eskilere yüzümüzü çevirirsek yarışmaların şahı olan ve o dönemdeki televizyon rayting rekortmeni 'BBG' ve 'Gelinim olur musun?' yarışmaları.. İnsanımız yaratıcı olduğu kadar da meraklıdır da. Kim ne yaptı, ne dedi, nasıl yaptı, kim vardı türevi soruları sormayı ve bunları kendince cevaplamayı sever. Tam da bu noktada televizyon sektörü durun siz kaygılanmayın, yorulmayın sadece oturun televizyonun karşısına ve izleyin bu yarışmayı dedi. İnsanlara yabancı gelen bu format öncekilerden farklı olduğu halde az zamanda sıkı fanatikler yarattı. İnsanlar televizyon başından kalkmadan sabah akşam bu yarışmalarla haşır neşir oldu. Kafaları meşgul eden iş, güç unutuldu, yerine bu yarışma odak noktası oldu.Yeri geldi ev parası düşünülmeden desteklediği yarışmacı birinci olsun diye fütursuzca oylar kullanıldı, yeri geldi yarışmacının duygusuna göre hareket edildi o ağladı diye üzüldü, o güldü diye mutlu oldu. Bu derece abartı yaşadık, ama kafamızı sanal bir şeyle doldurmayı da başardık belki de 'zordan kurtulma' kaçışı olarak bu yarışmayı gördük. Hele hele evlendirme yarışmaları tam bombaydı. Gelinler, kaynanalar, damatlar koca Türkiye'de bulamadığı talibi sınırlı sayıda insan ve zaman içinde bir evinde içinde buldu, sevdi, beğendi, hatta evlenen bile oldu ama yarışmanın vaat ettiği hediyeleri aldıktan sonra boşandı. Bu tür yarışmaları birden patlayıp, sonradan da unutulanların kuşkusuz bir numarası Semra Hanım, Caner ve Tülin ve bunun gibi niceleri...

     Baktı yapımcılar bu tür yarışmalar tutuluyor 'ünsüzler' bile bu başarıyı yaptıysa neden 'ünlü'leri de içeren program yapmalım diye sonra ver elini Meriç Erkan - Ahu Tuğba ve Banu Alkan - Murat Taşdemir çiftlerine. Yarışma formatında olmayıp, bir eve tıkıp, bunların 7/24 hayatlarına konuk olmaya. İnsanlar sabah ne yediler, ne konuştular bütün detaylarıyla bunlarla ilgilenmeye başladılar. Baktılar böyle olmuyor sabah kuşağı programları da bunlardan nemalandılar. Hal böyle olunca bu 2 çift oldular bize medya şahı. Bunların katılmadığı program, yarışma, dizi kalmadı. Medyanın vazgeçilmezleriydi bir zamanlar. Hele Meriç Erkan'ın Ahuuuuu diye bağırışı hala aklımda o videoyu açar açar gülerim. Gülmek için doğru adres bu 2 çift.

Gelelim madalyonun diğer yüzüne.

     İzlediğim bir film aklıma geldi bu nokta da film de bu tür bir yarışmaya yarışmacı arıyorlardı. Yarışmacılar geliyor elemelere mülakata katılıp soru - cevap yapıyorlardı. İlki "çok naziğimdir, ses çıkarmam." filan diyor, bir sonraki geliyor her gün kavga çıkarırım, ağzım bozuktur, iyi oyunculuk yaparım diyor. Sonradan da bunu alıyorlar ve bu birinci oluyor. Neyse buradan yola çıkarsak aslında doğru değil mi bütün yarışmacılardaki alkışlanacak oyunculukların kaynağı.

     Medya uçsuz bucaksız sonsuz bir derya... Piyon seçmedeki üstün becerilerini göze alırsak önünde eğilmek içten bile değil. Aklıma gelen ilk olarak Semra Hanım. Kadın ünlendi, program filan sunmaya başladı hayatı değişti, para kazanmaya başladı ama ün ters tepti, bir baktık oğlu bir otel odasında uyuşturucu komasında ölü bulundu, Yarışmacılardan Sinem (Semra Hanımın müstakbel gelini) fuhuş operasyonunda yakalandı. Hele evlendirme programları içler acısı. Caner'in programda kafasında bardak kırma şovu(!), yarışma boyunca sürekli alkışlanacak acılı seven oğlan tiyatrosu. Evlenene verilen ödülü almak için evlenenleri görmek korkunç manzaralar örneği. Yaşını başını almış ünlülerin medya soytarısı olmalarına gelirsek insanların gözünde zorluklarla sağladığı saygıyı anında yerle bir ediyorlar. Son zamanların medya oyunlarını ele alırsak; Mehmet Ali Erbil'in yalakaları başlı başına bir kategori. Ne insanlar televizyon ekranında bir dakikacık olsa bile görünmek için ne hallere bürünüyor, ne laflar işitiyor umurlarında bile değil. Hele bir programında M.Ali Erbil bir yalakasının pantolonunu aşağı indiriyor da sonra yayını yayından kaldırılıyordu. Survivor Taner desen ayrı bir soytarı yapmadığı kalmadı bir ara denildi, akıllarda yaptığı uçarı kaçarı hareketleri kaldı güldük, onu da gömdük. Bu maymunları hayata geçirmek konusunda Okan Bayülgen'in de ayrı bir yeri var onun için de bir kategori oluştursak yeridir. Aklıma gelen yarattığı, himayesindeki soytarıları Feyyaz, Nahide Ekengil... Nahide aptal sarışının kumral versiyonuydu resmen. Bakmayın şu anki başarısına, çizgisine. Ne günlerden geldi. O günlerin ekmeğini yemek de ayrı bir (!) kabullenilecek durum. Şu da bir gerçek ki bu tür insanlar o yarışmaları, programları izlettiriyor. Onun içinde bunlar hep olacak, ama farklı yüzler, farklı isimlerle...

22 Aralık 2012 Cumartesi

Dört Duvar!

    

     Geçenlerde "Ankara'da ne yapılır?" diye her gördüğüme sordum gerek çevreme, gerek okuluma, gerekse sosyal medya'dan tanımadığım insanlara... Çünkü cevabını çok merak ediyordum, bakalım insanlar neler diyecek, neler yapıyorlar diye düşünüyordum. Çevremdeki ve okulumdaki insanlara sorduğumda cevaplarını az çok tahmin etmiştim. Çoğunun da kafa yapısını bildiğim için sağlıklı, objektif bir analiz olmayacağını düşünerek bu sorma işini sadece sosyal medyayla kısıtlandırdım. Tanımadığım insanlardan gelen yanıtlar beni daha çok etkiledi ve onlarca cevap almış oldum bence bu şekilde daha sağlıklı bir sonuç elde etmiş oldum. Gelelim sonuçlara... İlk baştaki amacım, sayı sayı verip o korkunç tabloyu gözler önüne sunmaktı ama sonradan hem sıkıcı olacağını, hemde klasik bir istatiki belge niteliği taşıma sıfatını yaftalamasından dolayı yapmama kararı aldım. Neyse çok uzattım haydi sonuçlara göz atalım:

  • Ezici bir çoğunluk(!) "Ankara'da avm kültürü gelişmiştir. Sinema + alışveriş" dedi.
  • Bazıları, "Kitap fuarı açıldı, oraya gidebilirsin." dedi.
  • Bazıları, "Müzelere, tiyatrolara filan git" dedi.
  • Bazıları, "Bahçeli'ye, tunalı'ya filan gidilir orada bir kafe'ye oturulur" dedi.
     Şimdiyse, bu yazılanları ele alalım. En başta o klişe lafı kullanmak istiyorum. Ankara'da deniz var da biz mi gitmiyoruz?! Eğer deniz olsaydı, ilk sırayı alacağı yadsınamaz bir gerçekti.

     Genel olarak zihinlerde 'gezme' denilince akla neden ilk avm'ler geliyor?! Zaten sürekli dört duvar içinde değil miyiz! Nedir bu dört duvar aşkı?! Oraların cazibesi, yıllardır bitmek bilmeyen cezbetmesi nedir? Hiçbirinin albenisi yok eminim ama oradaki şuursuz kalabalık(!) bazı yerlerde yanlış olduğunun açıkça göstergesi... Geçenlerde bir yazı dikkatimi çekti ve çok doğru söylüyordu. Sorarım size neden "Alışveriş merkezlerinde hiç pencere yok da her yer kapalı?" cevap oldukça basit. İnsanlara zamanın nasıl geçtiğini göstermemek için... İnsan o dört duvarın içine tıkılıp, kendinden geçmiş bir şekilde pervasızca zaman harcıyor. Avm'lerde yapılacaklar belli aslında insan ya alışveriş yapacak, ya yemek yiyecek, ya da sinemaya gidecek. Belki de bu üç seçeneği aynı anda sunduğundan mıdır, yoksa insandaki bu dört duvara tıkılma aşkı mıdır bilinmez avm kültürü insandan insana yayılan bir mikrop gibidir.

     Gelgelelim, kitap fuarına... Kitap fuarını epeydir bekliyordum. İçerideki atmosfer gerek organizasyon, gerekse yer seçimi, gelen konuklar, yazarlar bakımından oldukça güzeldi yalnız İstanbul'da yapılan bir Tüyap kitap fuarı değil hatta Tüyap'ın t'si bile değildi. Çok yavan bir fuardı. İnşallah ilerde istediğim çıtaya yükselir. Cevap olarak ele aldığımızda; kitapsever biri olarak iyi bir cevaptı bence ama yılın belli bir zaman diliminde yapılan bir fuar olduğu için genelleme içine alamayıp, hemde sıklıkla yapılacak aktiviteler arasına koyamayız. 

Müzeleri ve tiyatro'yu ele alalım bakalım. Tiyatro, ben kendimi bildim bileli hak ettiği değeri bir türlü alamamıştır. Gerçek sanatın orada olmasına rağmen, sinemanın hep bir adım gerisinde kalmıştır. Şunu da belirtmeden geçemeyeceğim; insanlar tiyatrolara yeterli ziyaretçinin olmadığından şikayetçiler ama ben öyle düşünenlerden değilim; çünkü sıkı bir tiyatro izleyicisiyimdir bazen günlerce tiyatro bileti bulamadığım olmuştur. Madem izleyici yok da benim günlerce beklediğim oyunları inler, cinler mi izliyor?! Tiyatroseverler, tiyatrosuna sahip çıkıyor, değeri veriyor ama bir sinema izleyici sayısı kadar değil. Ankara denilmişken müze olarak Anıtkabir akla ilk gelir. Atamızı tabiki de ziyaret etmeliyiz. Bu tiyatro ve müze seçeneği beni en mutlu eden cevaptı. Bu cevabı söyleyen insanlar cidden mutlu ettiler beni.

     Sonuç olarak, kafe ve eğlence kültürünün vazgeçilmez ve yegane uğrak yerleri: Bahçeli ve Tunalı. Evet küçüklü büyüklü birçok kafenin, barın, restaurantın süslediği güzel yerler. İnsanlar bu koşuşturmanın içinde buralarda soluklanabilir. Konsept kafelerin kendi sunduğu birçok seçenekle insanlara daha çekici gelebilir, gelmeli de.Yaşlıya, gence her kesime hitap eden güzel yerler. Eğlence demişken de birçok bar buralarda mevcut.

Aklıma gelmişken söyleyeyim şu da bir Ankara gerçeği ki kızılay YKM önü ve karanfil'deki dost önünde buluşmak bir Ankaralı klasiğidir. Ankaralı olmak ve ankarada yaşamak güzel!



12 Aralık 2012 Çarşamba

Yastıkların Gözünden Yastıkaltı Yatırımı

Yıllardır başımızı koyduğumuz yastıklar şu sıralar Garanti'nin yepyeni kampanyasında dile geldi. Yastıkaltı yatırım hakkında, işin uzmanları olarak son noktayı koyuyorlar.

Türkiye'nin çok sevdiği isimler: Özkan Uğur, Mazhar Alanson, Bartu Küçükçağlayan ve Gupse Özay'ın sesleriyle hayat verdiği yastıklar yastıkaltı biriktirme alışkanlığı üzerine neşeli yorumlar yapıyor, çektikleri çileyi dile getiriyorlar.

Birikim yapmanın daha güvenli ve kazançlı çözümlerinin artık vaktidir, diyor. Hem sosyal ağlarda hem de kendi ağızlarından maceralarını anlatıyorlar.

Onların bakış açısından yastıkaltı birikimin zorluklarını, zahmetlerini dinledikçe stres yönetimindeki yeteneklerini takdir edecek, birikim güvencesiyle ilgili kaygılarına siz de hak vereceksiniz. Yastıkların bile 'Yeter artık' dediği yastıkaltı yatırıma güvenli ve kazançlı bir alternatif olarak, neyse ki Garanti hep hizmetinizde.

Yastık altındaki altını ekonomiye kazandırmak amacıyla fiziki altınları mevduat olarak alan Garanti, 98 şubesiyle 'Altın Salısı' hizmeti veriyor. Takı ve altınların değeri, altın eksperleri tarafından hesaplanıp Altın Hesabı’na yatırılıyor. Böylece altın birikimleri çalınma korkusu olmadan garantiye alınıyor.

NET Hesap ise farklı birikim hedefi olan müşterilere vade sonunda elde edilecek net kazancı ilk günden bildiriyor. Birbirinden farklı 4 hesap sayesinde müşteriler hem biriktirme alışkanlığı kazanıyor hem de vade sonundaki getirisini hesap açılışında garantiliyor.

Garanti'nin birikim ihtiyaçlarınız için en uygun çözüm önerileriyle ilgili daha detaylı bilgi buradan ulaşabilirsiniz, yorumlar #yastıkaltıyatırım hashtag’inde.

Bir bumads advertorial içeriğidir.